5 yıllık çalışmanın ürünü ‘Dersim Kırımı Envanteri’ adıyla kitaplaştırıldı
İSTANBUL - Dersim Tertelesi’ni 9 örnek vaka ve mekan üzerinden inceleyen “Dersim Kırımı Envanteri” kitabı okuyucuyla buluştu. Kitabın yazarları Bülent Bilmez ve Cemal Taş, tarih ile yüzleşme çağrısı yaptı.
Dersim Kırımı’nı 9 örnek vaka ve mekan üzerinden inceleyen “Dersim Kırımı Envanteri” adlı kitap çalışması İletişim Yayınları’ndan çıktı. Tarihçi-Akademisyen Bülent Bilmez ve Yerel Tarihçi Cemal Taş’ın ortaklaşarak 5 yılda tamamladığı çalışma, Dersim’de 1937-38’de yaşanan ve resmi tarihin “isyan”, yerel hafızanın ise “Tertele” olarak adlandırdığı büyük toplumsal travmanın küçük bir bilançosunu ortaya koyuyor.
Genellemeci yaklaşımların, afaki bilgilerin ve hamasi söylemlerin ötesine geçmeyi hedefleyerek, “Dersim 38” çalışmalarındaki somut ve özgün bilgilere dayalı envanter çalışmalarının eksikliğini gidermeyi amaçlayan kitabın yazarları; “mikro tarihe”, olay mahalline, mağdurlara ve saha araştırmalarına dayalı “somut olgusal bilgi”yle Dersim’de yaşananlara dair güvenilir bir zemin inşa etmek istiyor.
Dersim’de araştırılan 150 katliam vakası-mekanı içerisinde kitap sınırı nedeniyle 9 vaka ve mekan üzerinden anlatı sunan kitap, aynı zamanda devam etmekte olan kapsamlı bir çalışmanın ürünü olarak karşımızda duruyor.
Kitapta yer alan 9 vaka ve mekan işe şöyle sıralandı:
*Arê Ali Bego (Turusmege)
*Axpar (Türktaner)
*Derê Meyitu (Hırsızpınar)
*Derê Pulemuriye (Pülümür Deresi)
*Derê Remedani (Ramazanköy)
*Derê Xori (Tosniye)
*Golê Çetu (Mamekiye)
*Hêgaê Qurçu (Soyayige)
* Mezela Mışti (Sakak)
‘VELEV Kİ İSYAN OLMUŞ OLSUN…’
Kitabın arka kapağında “Asıl mesele ‘velev ki isyan olmuş olsun’ diyebilmek, isyanın devletin uyguladığı askeri şiddeti haklı çıkarmayacağını görmek ve göstermektir. Sivillerin kitlesel olarak hedef alınması uluslararası hukukun soykırım olarak adlandırdığı eylem repertuarına işaret eder” notunu paylaşan kitabın yazarları Bülent Bilmez ve Cemal Taş “pilot çalışma” dedikleri eserlerine dair değerlendirmelerde bulundu.
KUŞAKLARARASI BELLEK AKTARIMINDAN ENVANTER ÇALIŞMASINA
Tertele araştırmalarına 2010 yılında Tarih Vakfı Başkanı olduğu dönemde kuşaklararası bellek aktarımı ile başlayan Bilmez, kitap çalışmasının ortaya çıkış hikayesini şöyle anlattı: “O günden bugüne Dersim Kırımı ile ilgili her şeyi toplamaya, okumaya çalışıyorum. Daha önceki makaleler Tertele’nin anlamlandırılması üzerine olurken, biz 6 yıl önce bir araya geldiğimizde yeni bir farkındalıkla bu işe başladık. Dersim Kırımı’na isyan ismini veren, kırımı inkar eden, kabullenip mahkum edenler de dahil, somut-spesifik bilgi eksikliğini hep gözlemliyorduk. Cemal Taş, Kırım’ın katliam mekanları üzerinden çalışılması gerektiğine dair projesiyle gelmişti. Bu bugüne kadar yapılmayan bir şeydi. Mikro tarih ile saha çalışmasının sözlü tarihin olanaklarını kullanarak bir güç birliğine gitmeye karar verdik. Bu proje hem çok kapsamlı hem de uzun erimli bir çalışma. Bundan sonraki çok sayıda araştırmayı beraberinde getiriyor. İnternet üzerinden Dersim Kırımı’nın haritalandırılması, mümkün olan en detaylı şekilde bilanço ve envanterinin çıkarılması gibi oldukça iddialı ve kapsamlı bir proje için yola çıktık. Çok sayıda insanın katkısını da aldık. 9 mekan olarak sunmaya çalıştık ama bundan sonraki çalışmalara yol açmak, kendini tekrarlayan ve özetleyen çalışmaların ötesine geçmek gibi bir amacımız ve hedefimiz var.”
Özgün vaka ve mekanlar üzerinden bir bilgi birikimine ihtiyaç olduğunun altını çizen Bilmez, projelerinin böyle bir veri havuzu oluşturmanın ilk adımı olduğunu belirtti.
PROJENİN İLKESEL BOYUTU: KATLEDİLENLERİ YENİDEN BİREYLEŞTİRMEK
Projelerinin ilkesel boyutunun Tertele’de katledilenleri sayılardan ibaret gören anlayıştan çıkarmak olduğunu söyleyen Bilmez, “Onları yeniden bireyleştirmek; aşiretleri, aileleri, yaşları, cinsiyetleri ve mümkünse isimleriyle anmak, aktarmak istedik. Okuyucular kitabı okuduğunda daha önce karşılaşmadıkları şeyleri bulacaklardır belki ama kitabın asıl iddiası bundan sonra bu konuyu çalışacaklara da böyle bakılıp incelenmesi için bir davettir. Kitapta yer alan her vakanın gerçekleştiği yerin koordinatlarını ve yol tarifini verecek şekilde hazırladık. Dersimli olmasa da giden birinin aradığında bulabileceği bir mekana dönüştürmeyi amaçladık. Adıyla, sanıyla anmayı doğru temelde sağlamak. Çünkü bazen kolektif hafıza yanıltıcı olabiliyor. Bu anlamıyla 5 yıldır yaptığımız çalışmada ağıtlara, görsellere, arşive, kişilerin isimlerine ve en önemlisi olayın faillerine yer vermeye çalıştık. Kitabın yeniliği tamamen bununla ilgili” ifadelerini kullandı.
‘MERKEZİN ARŞİVİ İLE YEREL ARASINDA UÇURUM ORTAYA ÇIKTI’
“Merkezin Tertele arşivi ile yerelin Tertele bilgisi arasında uçurum ortaya çıktı” diyen Bilmez “İsyan anlatısını reddettiğimiz yerde başlıyor her şey. Örneğin “40 tane eşkıya kaçarken ele geçirildi, bombalandı, çatışmada yok edildi” deniliyor. Tarihçiler ise bütün kaynakları kuyu kazar gibi çapraz okumaya tabi tutarak, resmi arşiv ve yerel kaynaklar arasındaki bilgileri eşleştirdi. Böylece daha güvenilir bir anlatı ortaya çıktı” dedi.
‘VELEV Kİ İSYAN OLSUN’ SÖYLEMİ ÜZERİNE…
İsyan anlatısının tamamen dönemin rejimi tarafından üretildiğine ve Neo-Kemalist literatürün son zamanlarda bunu yeniden türettiğine işaret eden Bilmez, “Modern devletin kendisine itaat etmeyenlere karşı yaşattıklarını haklı göstermek için kullanmaya başladılar. ‘Velev ki isyan olsun’ meselesi bugünle ve gelecekle ilgili bir şey aynı zamanda. O söylem çok tehlikeli bir tuzak. Bugün dünyanın ve Türkiye’nin herhangi bir yerinde isyan olarak tanımlanan bir şey olduğunda Dersim’in yaşatılmasının meşruluğu, makullüğü ortaya konulmuş oluyordu böylelikle. Katliam, 1948’de Birleşmiş Milletler’in soykırım tanımına uymakta. Bunun için arşiv belgesine ihtiyaç yok. Dersim’in ağıtları olduğu gibi destanları da var, kahramanlıkları da. Dersim aynı zamanda bir direniş, bir dirençti. Neyin peki? Özsavunmanın, nefsi müdafaanın. Ailesini, çevresini, doğasını, toprağını bir yok oluşa karşı korumak için elinden geldiğince direnmeye çalışmış unsurların bulunduğu bir hikaye. 1937-38’deki uygulamalarının hepsinin 1935 sonunda çıkan Tunceli Kanunu, sömürge valiliği gibi kurulan 4. Müfettişliğin yasal düzenlemelerle ortaya konulmuş olmasından anlıyoruz. Müneccim bir devletten mi bahsediyoruz? Planlanmış, hazırlıkları yapılmış, 37’de ilk aşaması 38’de ikinci aşaması gerçekleştirilmiş bir kırımdan bahsediyoruz” ifadelerini kullandı.
‘TARİHLE YÜZLEŞME’ VURGUSU
Dersim coğrafyasında kırım zihniyetinin ekolojik yıkımlarla, baraj yapımlarıyla, devlet şiddetiyle devam ettiğine değinen Bilmez, yüzleşme çağrısında bulunarak, “Tarihle yüzleşmek ‘bir daha asla’ mottosuyla birleşen bir şeydir. Her devletin geçmişiyle hesaplaşmaması nedeniyle Gazzeleşme de İran’da yaşanabilecek katliamlar da mümkün olabiliyor. O yüzden bir halkın haklı taleplerini bir kez daha hatırlatmakta fayda var. Arşivler açılsın, Dersim ismi iade edildin. Dersim halkından özür dilensin. Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın. Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın. Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın. Munzur’daki baraj ve maden projeleri iptal edilsin. Eşit yurttaşlık hakkımız tanınsın” diye konuştu.
‘HALEPÇE MÜZESİ’Nİ GÖRMEK İLHAM OLDU’
Kitabın yazarlarından Cemal Taş ise böyle bir çalışmayı ortaya çıkaran birikimlerinden bahsederek, “İkimiz de tarihsel, sosyal, inançsal ve kültürel olarak o coğrafyanın doğanlarıydık. Katliamı, sözlü aktarımlarla dinlemişiz. 90’lı yıllardan sonra başladığım bir proje oldu. Sürekli yaşlılarla görüşmeler yaparak kayıt altına alırdım. Tanıklıklara dair kaç tane insan varsa bir an evvel kayıt altına alalım diye bir gayretimiz vardı. Onlarla yaptığımız çalışmalar sadece kaydetmek üzerineydi. Süleymaniye Kültür Bakanlığı’nın daveti üzerine bölgede Halepçe Müzesi’ni görme fırsatım oldu. Mekanın tabanından tavanına kadar Arapça yazılar yazıldığını gördüm. Merak edip sorduğumda bana onların Saddam tarafından katledilen Kürtlerin isimleri olduğu söylendi. Ben de kendimce şöyle bir karar verdim. Toplu mezar yerlerini göz önünde bulundurduğumuzda ‘şurada bu kadar kişi şu şekilde katledilmiş’ diye düşünürken, ‘biz niye bunların isimlerini kaydetmiyoruz’ diye bilinç başladı. Bütün zamanımı bu tarihsel gerçekliğe ayıran biri olarak, toplumun 130’un üzerinde ismini söylediği mekanlardan 90’ına yakınına bizzat gidip tespit etmişimdir. Bülent hocam ile de 60’ına yakınını beraber çalışmış olduk. Sınır nedeniyle 9’una yer verdik” diye konuştu.
BELGELERLE SAHADAKİ ANLATILAR KARŞILAŞTIRILDI
Mekanları seçerken aynı hat üzerinde değil, farklı aşiretlerin yaşadığı coğrafyaları incelediklerini belirten Taş, resmi tarih anlatılarındaki yanlış ve eksik bilgilere değindi. Taş “Bu yüzden biz yıllarca kendimizi ifade edemiyorduk. Dilimizin ağzımızın içinde kırıldığı bir meseleydi. Mağduriyet var ve faili belli ama biz hala ‘mağdur suçluymuş’ psikolojisiyle hareket ediyorduk. Üzerimizde böyle bir ağırlık vardı. O günkü resmi belgelerle sahadaki anlatıları yan yana koyduğumuzda kaynaklarda lanse edildiği gibi olmadığı anlaşılıyor. Katliamın önceden planlandığı ortaya çıkıyor. Bunu da mevcut belgelerde katledilenlerin isimlerinden anlıyoruz. Fotoğrafı iyi görmemizin nedeni bu, çalışmalarımızı da bu çerçeveyle birçok bölgede yaptık. Mekanlar arası ilişki kurduk, resmiyetin söylediği olaylar üzerinden mekan ve tanığı konuşturduğunuzda bir karşılaştırma açığa çıktı. 1935’te çalışılmış bir rapordan, isimleri listelenen bir ailenin katledilmesinden anlamak mümkün ki Tertele hesaplanmış, planlanmış bir katliam” dedi.
‘VİCDANLARIN RAHATLATILMASI ŞART’
“Öldürülenler gitti kurtuldular, geri kalanlar her gün ölüyoruz” diyen Taş, “Bugün de bu zihniyet hala devam ediyorsa, bu acılar da devam eder, bu yüzleşme de olmaz. Vicdanların rahatlatılması adına resmi bir söylemle ‘bunlar hak etmiyordu’ denilmesi bile o dönemi yaşamış kişilerin son dönemlerinde ruhlarını rahatlatacaktır” sözleriyle yüzleşme çağrısında bulundu.
MA / Necla Demir Arvas