Vicdani Retçi Merve Arkun: Süreçte tüm kesimler sorumluluk almalı
İSTANBUL- Süreç kapsamında tüm kesimlerin sorumluluk alması gerektiğini vurgulayan Avrupa Vicdani Ret Bürosu Başkan Yardımcısı Merve Arkun, “Toplumsal yapının ve politik atmosferi değiştirebilme gücünü hissediyorsak hareketler arasındaki dayanışmayı da güçlendirmemiz gerekiyor” dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısıyla başlayan süreç kapsamında iktidar henüz somut bir atmış değil. Süreçle birlikte ekonomi, zorunlu askerlik, savaş bütçesi, sosyal eşitsizlik, anadil hakkı ve eşit yurttaşlık gibi birçok konuda tartışılmaya devam ediyor. Zorunlu askerliğe ve genel olarak militarizm karşı mücadele eden Vicdani Retçiler, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni desteklemeyi sürdürüyor.
Ajansımıza (MA) konuşan Avrupa Vicdani Ret Bürosu Başkan Yardımcısı Merve Arkun, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde herkesin sorumluluk alması gerektiğini belirtti.
‘MİLİTARİZME KARŞI MÜCADELE BİÇİMİ’
Vicdani Retçiliğin “zorunlu askerlik hizmetinin reddi” olarak tanımlansa da daha geniş bir arka plana sahip olduğunu söyleyen Merve Arkun, “Kendi deneyimlerimden de bunu örnek verebilirim çünkü ben de bir vicdani retçiyim. Türkiye'de kadınlar askere alınmak zorunluluğuyla karşı karşıya kalmıyor ama Türkiye'de kadınlar da vicdani reddin ve savaş karşıtı hareketin bir öznesi. Çünkü bu savaşı ve askerliği tek bir problem olarak değil, toplumsal yapının bütününü etkileyen bir problem olarak gördüğümüz içindir. Dolayısıyla vicdani reddin böylesi bir süreçte konuşulması ya da konuşulmaması meseleyi elimize silah alıp ordunun ya da askeri birliğinin parçası olmayı reddetmenin ötesinde görmekle alakalıdır. Çünkü eğer biz gerçekten demokratik toplumu konuşuyorsak bu sadece silahların bırakılması ve çatışmaların sonlanmasını gerektirmiyor. Bu aynı zamanda toplumun bütününe yayılmış ayrımcı, düşmanlaştırıcı söylemlerinin ve şiddet politikalarının bütününün dönüşüp değişmesini de zorunlu kılan bir yerde duruyor. Dolayısıyla vicdani reddi de militarizme karşı bir mücadele biçimi olarak değerlendirmek gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘GÜVENLİK ANLAYIŞLARINI DA SORGULAMAMIZ GEREKİYOR’
Çatışmasızlık sürecinde vicdani reddin ve zorunlu askerlik boyutunun da tartışılan bir yerde olması gerektiğini kaydeden Merve Arkun, “Çünkü bugüne kadar Türkiye'nin askeri ihtiyaçları ve güvenlik politikaları konuşulurken konuşulan şey sadece sınır ötesindeki risklere karşı ülke sınırlarının korunması değildi. Buradaki temel amaç coğrafya içerisinde süren savaş, halklar arasında yaratılan ikilikten kaynaklı anlaşmazlıklar, uyumsuzluklar ve bunların silahlı çatışmaya evrilmesi sonucu iktidarlar tarafından zorunlu askerlik savunusu yapılıyordu. Ama eğer şimdi taraflardan biri silah bıraktığını ve artık bu süreci sonlandırmak istediğini dillendirip pratikleştiriyorsa şunu konuşmak gerekiyor: Demek ki güvenlik anlayışlarını da sorgulamamız gerekiyor. Bu savaş ve çatışmalar sonlanıyorsa neden bizim askerlik hizmetine ihtiyacımız var?” diye sordu.
VİCDANİ RETÇİLERİN KAZANIMLARI
Vicdani Retçilerin uzun yıllardır verdikleri mücadele sayesinde uluslararası alanda da çok önemli kazanımlar elde ettiğini aktaran Merve Arkun, “Türkiye'deki vicdani ret hakkı uzun yıllardır Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin (AK BK) nitelikli izleme prosedürü altında inceleniyor. Burada sadece komite değil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AHİM) verdiği çeşitli kararlarla da uluslararası insan hakları mekanizması Türkiye'yi vicdan retçi bir insan hakkı olarak tanınmak noktasında bir yola itiyor. Ama ne yazık ki hükümetin çok uzun yıllardır ısrarlı bir tutumu var. Verilen uluslararası kararlar, yapılan çağrılar, AHİM’ de kazanılan davalardaki kararlara ilişkin herhangi bir adım atılmazken sanki bunlar yokmuş gibi davranıp tartışma zeminine bile gelemiyorlar” şeklinde konuştu.
‘VATANDAŞLIKTAN YURTTAŞLIĞA EVRİLMEYİ DÜŞÜNMELİYİZ’
AHİM kararlarının uygulanmadığı birçok örnek olduğunu söyleyen Merve Arkun, “Türkiye'de askerlik sadece güvenlik politikalarıyla değil, milli kimliğin inşasıyla da yan yana ilerleyen bir noktada. Dolayısıyla bugüne kadar vatandaşlık kavramı üzerinden bir ortaklık yaratırken askerlik belki bunun hiyerarşik olarak en tepesindeki en ‘kutsal görev’ olarak görüldü. Ama biz şu an gerçek bir demokratikleşme sürecinden, toplumsal yapının değiştirilmesi ve toplumsal barışın inşasını konuşuyorsak burada vatandaşlıktan yurttaşlığa evrilen bir şey de düşünmemiz gerekiyor” ifadelerine yer verdi.
‘ASIL MUHATTAP TOPLUMUN BÜTÜNÜ’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde somut adımların atılmadığını anımsatan Merve Arkun, “Sadece Meclis Komisyon’unda dinlenen tanıklıklar ve hazırlanan raporlarla sınırlı kalamayacak kadar kritik bir süreçten bahsediyoruz. Şu an daha umutlu olmak istiyoruz. Süreç boyunca özellikle DEM Partili milletvekilleri ya da farklı politik özneler tarafından ısrarla dillendirilen bir şey var: ‘Barış sadece silahların susması değil.’ Çünkü değerlediğimiz savaş, silahlarla alakalı bir savaş değil. Çok derin bir toplumsal kutuplaşmadan ve ayrıştırılmadan bahsediyoruz. Zorunlu askerlik bunun en somut örneği. Ama bunun dışında zorunlu eğitim sistemi, eğitim müfredatı, toplum içerisindeki güçlü kimliklerin zayıf kimliklere yönelik baskısının, şiddetinin, ayrımcılığın, ötekileştirme politikalarının normalleştirilmesi, aslında bütün bunların hepsi bu savaşı farklı biçimlerde deneyimlediğimiz pratikler. Dolayısıyla bu sürecin gerçekten barışı hep birlikte inşa edebildiğimiz bir noktada sonlanmasını istiyorsak buradaki asıl muhatap toplumun bütünüdür. Asıl muhatap savaşa maruz kalanlar, bu ayrımcılığın hem mağduru hem öznesi olanlardır” dedi.
‘SAVAŞIN BİR PARÇASI OLMAYACAĞIZ’
Süreç kapsamında herkesin sorumluluk alması ve elini taşın altına koyması gerektiğini dile getiren Merve Arkun, “Süreci sadece politikacıların eline bırakılmaması gerektiğini önceki barış süreçlerinde gözlemledik. Bunun sorumluluğunu bilen biz Vicdani Retçiler de inandıkları şeyler gereği bunu pratikleştirmeye çalışıyoruz. Vicdani Retçiler, uzun süren yargılamalar, hapis cezaları, para cezaları, sivil ölüm ve benzeri bütün hayatlarını hedef alan bir süreci göğüslemeyi göze alıp bunun sorumluluğunu alıp açık bir şekilde askerliğin ve bu savaşın bir parçası olmayacağını söylüyorlar” diye belirtti.
‘MÜCADELEYİ GÜÇLENDİRMELİYİZ’
“Toplumsal yapının değişeceğine inanmak istiyorsak ve politik atmosferi değiştirebilme gücünü hissediyorsak hareketler arasındaki dayanışmayı da güçlendirmemiz gerekiyor” diyen Merve Arkun, “Uluslararası insan hakları mekanizmaları önünde çok emek verdik. Çok kritik adımlar atılmasını sağlandık. Bunların artık daha görünür, daha bilinir olmasını istiyoruz. Hep birlikte bunun mücadelesine vermemiz gerekiyor. Çünkü bu toplumsal yapıyı eğer birlikte değiştirebileceğimizi düşünüyorsak mücadelelerimizle birlikte güçlendirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
MA / Roza Arpa