Töreni izleyen anne: Onları kendimizle getirmek istedik, o gün o adım atılmalıydı
AMED / ŞIRNEX - Çatışmalı süreçte evlatlarını toprağa vermelerine rağmen barış mücadelesinden vazgeçmeyen anneler, büyük bir umutla gittikleri silah yakma töreninde silahlarını yakanların dönüşleri için yasal düzenleme yapılmamasının kendilerinde hayal kırıklığı yarattığını söyledi.
Kürt halkının özgürlük mücadelesinin 50 yıllık serüveninin en kilit öznelerinden biri anneler oldu. Çatışmalı süreçte evlatlarını toprağa veren anneler, yüreklerindeki acıya rağmen mücadeleyi esas aldı. Yaşadıkları evlat acısını bir başkası hissetmesin diye örgütlenerek yollara düştüler, beyaz tülbentleriyle her eylemin öncüsü oldular. Anneler kimi zaman sıcak çatışma alanlarında canlı kalkan oldu, kimi zaman bedenlerini açlığa yatırdı, kimi zaman da barış talebiyle tülbentlerini ateşe verdi.
Nezahat Teke ve Esmer Çıkmaz da ömürleri mücadeleyle geçen annelerden sadece ikisi. Doğdukları yerler farklı olsa da hikayeleri ortak. 11 Temmuz 2025 tarihinde Silêmaniyê'de bulunan Cesena Mağarası'nda gerçekleşen tarihi silah yakma törenine de tanıklık eden annelerin en temel talebi ise kalıcı bir barış.
Nezahat Teke, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a dönük uluslararası komploya karşı başlayan “Güneşimizi Karartamazsınız” eylemlerine katılan ve bedenini ateşe veren Nesrin Teke’nin annesi. Amed’in Karaz (Kocaköy) ilçesinin Qaten köyünde dünyaya geldi ve muhafazakar bir ailede yetişti. İmam olan babasının mesleğinden dolayı ilk olarak Hênê, (Hani) daha sonra Sûr'da yaşadı.
MÜCADELE İLE TANIŞMASI
Gençlik dönemlerinde bilgisi olsa da eşinin aktif mücadelesiyle Kürt Özgürlük Hareketi’ni yakından tanımaya başladı. Çocukları da bu nedenle mücadeleye katıldı. Çocuklarıyla birlikte tüm eylemlerin aktif katılımcılarından olan Nezahat Teke, siyasette aktif olarak yer almasa da verdiği mücadeleyi şöyle özetledi: "O zaman miting olduğunda, eş genel başkanlar geldiğinde, bir eylem olduğunda, barış treni geliyordu… O zaman bu şekildeydi. Yani her yerdeydik.”
Kızı Nesrin Teke büyüdükten sonra da birlikte tüm eylem ve etkinliklere katılmaya başladı. Nesrin Teke’nin Özgür Halk dergisinde çalışmaya başlamasıyla birlikte her ikisinin de mücadeleye dahili daha da arttı.
‘HEPİMİZİ DERGİYE KATTI’
Kızı Nesrin Teke’nin dergide çalışmasıyla birlikte tüm ailenin de bir dergi çalışanı gibi olmaya başladığını, mücadeleye dair tüm tartışmaların evde yürütmeye başladığını söyleyen Nezahat Teke, “Dergideyken de hepimizi kendiyle birlikte dergiye kattı. Çünkü yaşanan sorunu bize de anlaşılır kıldı. Kürtlerin üzerindeki zulüm, dil, kimlik yok, Kürtlerin hakkı yok, bir hastanede Kürtçe konuşamıyordun, bir yere gittiğinde Kürtçe konuşamıyordun. Bunların hepsini insan anlıyordu; bu zulümdü. Bir yere gidip geç geldiğinde ya balkondaydım ya da kapıya çıkıp acaba nerede kaldı diye bakıyordum. Yavaş yavaş bizde alıştık. Geç gelse biliyordum bir şey yapacak ama ‘Gidecek’ diyordum (PKK’ye katılmak). Eylem yapacağını bilmiyordum. Eylem yapmadan önce dergide bir kere gözaltına da alındı. 4 gün gözaltında kaldı. Ben o dört gün hiçbir şey yemedim. Ama şimdi bakıyorum onlar ortada yoklar ama bizim yiyip, içiyoruz, geziyoruz. Bu da onların bize verdiği güç ve kuvvet” dedi.
EYLEM GECESİ
Nesrin Teke’nin eylem yapacağı gün “Kimliğim değişmeli, Bismil’de değiştir” dediğini ve kendisini ilçeye gönderdiğini söyleyen Nezahat Teke, kızının akşam eve geldiğinde kendinden küçük kardeşlerini evden gönderdiğini ve sonra eylemini yaptığını belirtti. Nezahat Teke, o gün yaşananları şu sözlerle anlattı: "Babasıyla konuşurken, slogan sesi geldi. Slogan sesi geldiğinde bazen balkondan bakıp, zılgıt çekiyordum onlara. Aşağıdan geldiğini düşündüm. Buradan onlara destek vereyim dedim. Ben balkona gittim, babası odasına gitti. O anladı. Demek ki bir şey hissetmişti. Babası, “Benle konuştuğunda gözleri kızarmıştı, sinirliydi. Nasıl Başkan şimdi cezaevinde, avukatlar durumu iyi değil diyor, gelip-gitme yok. Bu kabul edilemez dedi” dedi. Babası anlamıştı. Babası içeriye gitti, “Buraya gel” dedi. İçeri gittiğimde hala ne olduğunu düşünüyorum. Kapıya gittiğimde ateş yanıyordu. Ama hala sloganlarını atıyordu. Ayaktaydı. Babası da müdahale ediyordu. Babasının da eli biraz yanmıştı. Onu gördükten sonra yeni anladım ve kapının önüne düştüm. Büyük oğlum Özgür evdeydi. O ve babası beraber su döküyordu. Söndükten sonra babası aşağıya gitti. Ben kapıya kadar geleyim dedim ama gelemedim. Ayaklarım titriyordu. İnsan dile getiremiyor. Ateş gibiydi. Beden yanmış. Partinin rozeti elindeydi. Elinden çıkardım. Ben ve özgür battaniyenin içine koyduk. Babası taksi çağırmaya gitmişti. Biri geldi, “Abi telefonunu istiyor” dedi. Partiye telefon edip, böyle bir şey olduğunu söylemek için. 3’üncü kata kadar gittik, babasının çığlığıyla sokakta serseriler dediğimiz iki kişi yukarı geldi. Bu şekilde arabaya koyduk. Yolda babası partiyi aradı. O zamanki il başkanını aradı. Babası, ‘Partiye haber vermek zorundayım, partiye haber vermeden hareket edemem’ dedi. İki defa bağırdım, ‘Nesrin, Nesrin’ diye. Ses çıkmıyordu, inliyordu. ‘Evimize ateş düşürdün, hepsi yansaydı, çadırda otursaydık. Niye böyle yaptın’ dedim. ‘Babam çadırda yaşayacak biri değil. Bir bedenim vardı, onu da Başkanı’ma feda ettim’ dedi. Evde de bacağımın üstüne aldığımda slogan attı, ‘Berxwedan jiyane’ dedi.”
NESRİN’İN ANNESİ AĞLADI DEMESİNLER...
Nezahat Teke, tedavi için ilk olarak Dicle Üniversitesi Hastanesi’ne gittiklerini, tedavinin yapılmaması üzerine Adana’ya gittiklerini, burada da benzer uygulamayla karşılaştıklarını ve 3 hastane gezdikten sonra tedavinin kabul edildiğini söyledi. Nezahat Teke, gelinen aşamada yaşadıklarından ve verdikleri mücadeleden dolayı pişmanlık duymadığına işaret ederek, “Bugün davamızdan pişman mıyız? Değiliz. Çünkü bugün insan iradesine sahip çıkmayı isterse yükü ağırdır. İnsan yaşamını da yitirebilir, cezaevine de girebilir, başına her şey de gelebilir. Bugün ülkenin her yerine daha ağır yaralar var. Bazen ‘Belki biz 1 verdik ama bazı anneler 3-4 çocuğunu verdi' diyorum. Ama 26 yıldır bende en çok etki yaratan şey bana söylediği sözdü; ‘Kimse bana demesin anneni ağlattın. Nesrin’in annesi ağladı demesinler.’ Doğru insan direniyor ama bazen duygularının önüne geçemiyor. Geçen yıl yıl dönümünde Başkan (9 Temmuz 2025’te Abdullah Öcalan’ın görüntülü çağrısı) açıklama yaptı. Anladım ki onların emekleri kutlu bir emek. O gün anması için mezarına gittim. Mezarda ‘Gözün açık kalmasın, ektiğiniz ağaç meyve verdi’ dedim. Emekleri boşuna değil” diye konuştu.
KIZININ VASİYETİ
Kızı Nesrin Teke’nin hastanede tedavi altındayken Barış Anneleri içinde mücadele etmesini vasiyet ettiğini ve ondan sonra da aktif olarak mücadeleye katıldığını söyleyen Nezahat Teke, savaşın sona ermesi için kent kent eylemler düzenlediklerini, defalarca gözaltına alındığını, 11 ay ev hapsinde tutulduğunu aktardı. Kendisini etkileyen eylemin ise Ankara’da Barış Anneleri olarak beyaz tülbentlerini yakmak olduğunu belirten Nezahat Teke, “Savaşı durdurmak için beyaz tülbentlerimizi bile Ankara’da ateşe verdik. Kürtlerde beyaz tülbent yere atıldığında tüm savaşlar durur. Annelerden biri yedek bir tülbent getirmişti ve başındakini çıkarttığı an ötekini taktı. Düşünün ki saçının tek bir telinin görünmesini istemeyen o anneler başlarındaki tülbenti çıkartıp yaktı. O anı hiç unutamıyorum. Bursa’da bir asker yaşamını yitirmişti ve anneler o aileye gidip başsağlığı dilemek istemişlerdi ama biz gitmeden o ailenin tüm iletişimi ortadan kaldırılmıştı. Bizim bir araya gelmemizi istemediler. Bizim ilk mücadele gününden bu yana tek isteğimiz asker anneleriyle birlikte mücadele etmekti” dedi.
'NESRİN’İN BEDENİNDEKİ ATEŞ SANDIM'
11 Temmuz’daki törene büyük bir umutla gittiklerini, Abdullah Öcalan’ın yıllar sonra yayınlanan görüntüsünün kendilerine büyük bir güç verdiğini söyleyen Nezahat Teke, “Orada çocuğu olmayan anneler olarak gittik. Ama silahını yakan savaşçıları kendimizle getirmek isterdik. Madem heyet gitti, her şeye şahit oldu, onları getirmek istedik. Bugün bir buçuk yıldır süreç için çalışmalar yürütüyor o gün o adım atılmalıydı. Silah yaktıklarında bir ara Nesrin’in bedenindeki ateş sandım. Üzerimde öyle bir etki yarattı. O kadar çok zulüm gördük ki, o kadar özgürlüğe, barışa aç kaldık ki... Oraya gittik, yine boynumuzun arkasını kaşıyıp geldik. ‘Tayyip Erdoğan açıklama yapacak' dediler. ‘İnşallah heyeti beraberinizde getirin, verin der’ dedim. 26 yıldır annelerin içindeyiz, direniyoruz. Biliyoruz ki toprağın altındakiler artık anne-babalarına gelemez. Ama o insanları getirseydik, onları kucaklasaydık, kızımı kucaklamış gibi mutlu olacaktım" diye konuştu.
Yıllarca verdikleri mücadele sırasında iktidar tarafından “sözde barış annesi” diye adlandırıldıklarını anca süreçle birlikte dikkate alınarak Meclis’e çağrılsalar da anadillerinde konuşmalarına müsaade edilmediğini söyleyen Nezahat Teke, “Bizim için çözüm yeri nereyse oradayız. Amacımız savaşın durması, cenazelerin gelmemesi ve annelerin gözyaşının dökülmemesi. Komisyona da gittik. Bizden önce Türk aileleri gitmişti. Her birimize 10 dakika süre verdiler. Orada da dile getirdik. ‘Eğer silah yakıldıysa, buna cevap verilmesi gerekiyor. Buna karşı adım atılması gerekiyor.’ Kürtler kalkıp ‘Biz çok öldük’, Türkler kalkıp ‘Biz çok öldük’ diyebilir. Ancak bu şekilde çözüm olmaz. 2 aile barışmak için her şeyi bir kenara koyar, ama bu aile de değil. Anadilim Kürtçe. Çocuklarımı Kürtçe büyüttüm. Çocuklarımın üzerine Kürtçe şarkılar söyledim. O komisyonda bize bir çevirmen getirebilirlerdi. Bizden önce bakanları Kürtçe twet attı ama bu bize yasaklandı. Bunu orada da dile getirdik" ifadelerini kullandı.
Silah yakma töreninin üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen iktidarın komisyon kurmak dışında adım atmadığına dikkati çeken Nezahat Teke, "Biz yeni ve temiz bir sayfa açılsın istiyoruz. Ölen biziz ama en çok çözüm ve barışı isteyen de biziz. ‘25 yıldır hala kızımın saçlarının yanık kokusu burnumdan çıkmamış’ dedim. Belki ‘Barış olsa kızın geri gelecek mi?’ diyeceksin. Gelmeyeceğini iyi biliyorum. Ama başları dik buraya gelecek çocuklar siyaset yapacak, anneleri çocuklarına sarılacak. Benim için kızımın yaşamının yeniden başlaması gibi. Bütün Kürt anneleri bu düşüncede” dedi.
‘BAŞKANSIZ ÖZGÜRLÜK İSTEMİYORUM’
Sürecin başından bu yana silahların sustuğunu, evlere cenazelerin gelmemesinden dolayı anneler olarak mutlu olduklarını söyleyen Nezahat Teke, “Türk, Kürt annesi fark etmiyor. Belki dillerimiz farklı ama gözyaşımızın rengi aynı, içindeki acılar aynı. Kürt anneleri ayakta. Biz Kürt anneleri insanlar ölmesin, bir daha savaş çıkmasın diye ayaktayız. İlk olarak devlete çağrı yapıyoruz; Bir buçuk yıldır hiçbir şeye cevap vermemiş. Cevap vermesini istiyorum. Devlet somut adımlar atmalı. Ölümlerin olmaması için, iyi şeylerin olması için bütün annelere çağrı yapıyoruz; Bir yere ateş düştü mü her yeri yakıyor. Eğer bir daha savaş başlarsa, kimse bu savaşın önünü kesemez. Anneler güçlü, kadınlar güçlü. Çocuğu dünyaya getiren, büyüten, çocuğu zorluk görmesin, ölmesin diye direnen yine annedir, kadındır. Komisyon başkanı, ‘Yakın zamanda güzel şeyler olacak’ diyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan özgürleşmeli. Kürt Halk Önderi’nin önünü açsınlar, görsünler bakalım çözüm nasıl oluyor. Kürt Halk Önderi özgür olmadan kendi özgürlüğümü istemiyorum. Eğer bugün kızım Kürt Halk Önderi için bedenini ateşe verdiyse, gözümün önünde yaktıysa, o özgür olmadan ben özgürlüğümü istemiyorum. Başkansız özgürlük istemiyorum” diye konuştu.
İKİ ÇOCUĞUNU TOPRAĞA VERDİ, BARIŞ İÇİN UMUTLU
Törene Şirnex’ın Cizîr (Cizre) ilçesinden katılan Barış Annesi Esmer Çıkmaz, Cizîr ve Hezex'te (İdil) 2015-2016 yılları arasında ilan edilen sokağa çıkma yasaklarında kızı Yasemin ile oğlu Vahap'ı kaybetti. Esmer Çıkmaz’ın bir oğlu da devlet baskısı nedeniyle 2014’te PKK’ye katıldı. Çocuklarıyla birlikte mücadeleye başlayan Esmer Çıkmaz da törene büyük bir umutla gitti.
BARIŞ İÇİN ATILMIŞ CİDDİ BİR ADIM
Esmer Çıkmaz "Oraya doğru yola çıktığımızda hepimiz büyük bir heyecan ve umut içindeydik. Muyluyduk. Yüzümüzü oraya döndüğümüzde içimizde büyük bir sevinç vardı. Tören alanına vardığımızda silahların yakılışını görünce biz anneler çok derinden etkilendik, çok duygulandık. Orada yapılan konuşmalar bize umut verdi. Kendi iradeleriyle silahları getirip bıraktılar, üzerlerine benzin dökerek yaktılar. O an hepimiz bunun barış için atılmış ciddi bir adım olduğunu düşündük” dedi.
‘ANNELERİN GÖZÜ DAĞDA DA CEZAEVİNDE DE OLMASIN’
Annelerin yıllardır barış istediğini belitten Esmer Çıkmaz, “Toprak artık yeterince kana doydu. Daha ne kadar bu acılar sürecek? Devlet yıllardır bize zulüm ediyor. Ben iki evladımı kaybettim. Bugün yine aynı şeyi söylüyorum; artık yeter. Annelerin gözyaşı akmasın. Annelerin gözü ne dağlarda olsun ne cezaevlerinde ne de mezarlıklarda. Allah hiçbir annenin yüreğini yakmasın. Anne annedir, acının dili, kimliği olmaz. Çok acılar yaşadık ama artık bu acılar son bulsun istiyoruz" diye konuştu.
İNKARI KABUL ETMEYECEĞİZ
Esmer Çıkmaz, Kürt sorununun çözümü için devletin somut adımlar atması gerektiğini belirterek, devamında şunları söyledi; "Gerilla üzerine düşeni yaptı ve silahlarını yaktı. Ama devlet bugüne kadar hiçbir adım atmadı. Hala 'Terörsüz Türkiye’ diyorlar. Peki, terörist kim? Ben miyim, benim çocuklarım mı, Kürt halkı mı? Dağdaki çocuklar bu halkın çocukları değil mi? Biz hala onların gözünde terörist olarak görülüyoruz. Eğer bir yasa çıkarılacaksa bu yasa vicdanlı, adil ve bütün insanlığa uygun olmalıdır. Bütün siyasi tutsaklar serbest bırakılmalıdır. Avrupa'ya ya da başka ülkelere gitmek zorunda kalan insanlar kendi topraklarına dönebilmelidir. Dağdaki gençler özgürce evlerine gelebilmelidir. Ama yine baskıyı ve inkarı sürdürecek bir yasa çıkaracaklarsa biz böyle bir yasayı kabul etmiyoruz."
‘EŞİTLİK GETİREN BİR YASA İSTİYORUZ’
Çıkarılacak yasalar ile Kürtçeye statü verilmesi gerektiğinin altını çizen Esmer Çıkmaz, “Önderimiz (Abdullah Öcalan) ve tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılmalı. Önderimiz özgür olmadan bu devletten hiçbir beklentimiz olamaz” dedi.
MA / Dicle Müftüoğlu