HABER MERKEZİ - Ortadoğu'nun yakın tarihin en kötü sürecini yaşadığını belirten gazeteci Ali Sobati, çatışmaların daha karmaşık bir sürece evrileceğini dile getirdi. Sobati, "İran'ın ilerleyen süreçte daha kapalı ve kontrolcü bir yapıya yönelmesi olası” dedi.
İsrail ve ABD’nin İran’a başlattığı saldırıların üzerinden 47 gün geçti. Saldırıların 39’uncu gününde başlayan görüşmelerle birlikte kısmi bir ateşkes sürse de taraflar arasında henüz uzlaşma kaydedilemedi. ABD-İsrail’in İran’a dönük saldırı tehditleri yeniden sürerken, İran da Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyet ve Lübnan’da kalıcı ateşkesin sağlanması gibi konuları gündeme getirmeye devam ediyor.
Gazeteci Ali Sobati, konuya dair ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.
Uzun zamandır dünya düzeninin ve güç dengelerinin değişim içerisinde olduğunu söyleyen Sobati, ancak son 5 yılda bu düzenin artık köklü bir şekilde değiştiğini belirtti. Sobati, “Bu değişim elbette teknolojiye de yansıyor. Özellikle yeşil teknoloji, alternatif enerji tüketimi ve kaynakları gibi alanlarda, Çin’in rolü dikkat çekiyor. Aynı zamanda Rusya’nın Ukrayna’da başarısız olmamış olması ve beklenildiği gibi çökmemesi ya da felç olmaması da önemli bir faktör” dedi. 7 Ekim 2023 saldırılarının ardından başlayan operasyonların da yine İran’ı Ortadoğu’dan dışlamaya dönük bölgesel bir hedef olduğunu vurgulayan Saboti, tüm bunların hegemonya kaybına karşı emperyalist sistemin verdiği tepkisel gelişmeler olduğunu söyledi.
11 Eylül İkiz Kule saldırısı gibi olayların bugün yaşanan bu sürecin devam eden bir parçası olduğunu belirten Sobati, "Ancak küresel bağlam değişmiştir. Çin yükselmiş, Rusya farklı bir askeri güç haline gelmiş ve güç dengesi değişmiştir. Bu nedenle İran’da rejim değişikliği olası görünmemektedir. Hürmüz Boğazı’nı ablukaya almak gibi eylemler, baskıyı azaltmak yerine ABD üzerindeki baskıyı artırabilir. Yükselen petrol fiyatları küresel ekonomiyi istikrarsızlaştırabilir ve tüm taraflar üzerindeki baskıyı artırabilir” ifadelerini kullandı.
Savaşın “Epstein” dosyalarındaki dikkati dağıtmak için çıkarıldığına dair iddialara da değinen Sobati, “Epstein meselesi daha geniş bir istikrarsızlaştırma sisteminin bir parçasıdır, nedeni değil. Bu, Batılı siyasetçileri kontrol altında tutmak ve emperyal politikaların Güney Amerika, Afrika ve Ortadoğu gibi bölgelerde ve Çin’e karşı uygulanmasını sağlamak için yolsuzluk ve şantaj kullanan daha büyük bir yapının bir bileşenidir” diye belirtti.
ABD’NİN EMPERYAL POLİTİKALARI
Saldırıların sanayi, enerji, yapay zekâ ve üretim alanlarında yaşanan çok yönlü hegemonya kaybına verilen tepkiler olduğunu dile getiren Saboti şunları belirtti: “Çünkü küresel güç dengesi değişiyor. Çin, bazı üretim alanlarında Almanya, İngiltere, Japonya ve hatta ABD’nin toplamından bile daha ileri durumda. Bu nedenle bu tür gelişmeler aslında beklenendi. Suriye’deki iç savaş, Lübnan’daki gelişmeler ve Venezuela gibi örnekler de bu büyük resmin birer parçaları. İran’a yönelik saldırılar ise çok daha geniş bir bağlamda değerlendirilmeli. İran, modern tarihin en yıkıcı silahlarıyla hedef alındı. Örneğin yalnızca 1 Nisan’da Tahran’a yüzlerce bomba atıldığı iddia ediliyor. Bu tür saldırılar, yaşamı felç etmeyi hedefleyen bir stratejinin parçası. Benzer şekilde Lübnan’ın güneyinde ve Gazze’de altyapı sistematik olarak yok edildi; hastaneler, fırınlar, temel yaşam alanları ortadan kaldırıldı. Bu durum, yaşamın kendini yeniden üretmesini bile zorlaştıran bir tablo yaratıyor. Bu gelişmelerin Türkiye’ye de sıçrayabileceği yönünde bazı iddialar dile getiriliyor. Ancak bu noktada kesin bir şey söylemek zor."
İRAN’IN HEDEFLERİ
İran’ın hedeflerine ulaştığını söyleyen Sobati, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapalı tutarak rejimin ayakta kalmasını sağladığını ve ABD’nin İran’ın iradesine yönelik müdahalesini engellediğini belirtti.
ABD’nin ise İran’da rejim değişikliği yapmak, Hürmüz Boğazı’nı açmak ya da İran’ın politikalarını değiştirmesini veya savunma sistemini teslim etmesini sağlamayı amaçladığını dile getiren Sobati, “Benim görüşüme göre jeopolitik açıdan her şey oldukça açık. İran daha güçlü bir konuma sahip, çünkü ABD ve İsrail koalisyonunun hedeflerine ulaşmasını başarıyla engelledi ve kendi hedeflerini şu ana kadar sürdürmeyi başardı. Ve bu sahadaki gerçekliktir. Bu açıdan bakıldığında bunun bir abartı olduğunu düşünmüyorum” diye konuştu.
İRAN’DA İÇTE ARTAN BASKI
"Savaş ortamında insan hakları ve şeffaflık genellikle zayıflar" diyen Sobati, İran’da da son dönemde tutuklama ve idamların arttığını hatırlatarak, "Savaş koşullarında devletlerin daha sert ve baskıcı politikalar uygulaması maalesef ki yaygın bir durumdur. İran yönetimi de varlığının tehdit altında olduğunu düşündüğü için daha sert önlemler alma eğiliminde. Bu durum, toplumun daha güvenlikçi ve militarist bir yapıyla yönetilmesine neden oluyor. Özellikle İran’ın uluslararası sistemden dışlanması ve Çin ile Rusya’ya daha fazla yaklaşması, insan hakları konusunda dış baskının azalmasına yol açtı" diye konuştu.
Sobati, İran'ın ilerleyen süreçte daha kapalı ve kontrolcü bir yapıya yönelmesinin olası olduğunu söyledi.
SALDIRILAR YENİDEN BAŞLAYABİLİR
İran'ın Körfez ülkelerindeki ABD askeri üslerine saldırıları gibi stratejik saldırılarına değinen Sobati, "ABD'nin bölgedeki askeri üsleri ve lojistik ağları düşünüldüğünde, İran’ın bu hedeflere saldırması kendi perspektifinden bir savunma refleksi olarak görülüyor. Genel olarak bakıldığında, bu çatışmanın sona erdiğini söylemek zor. Büyük ihtimalle daha karmaşık ve uzun süreli bir sürece evrilecek. Son olarak, bu süreçte İran’ın nükleer silah geliştirme yönünde adım atabileceği de öngörülüyor. Çünkü bazı ülkelerin nükleer kapasite sayesinde doğrudan askeri müdahaleden kaçınabildiği düşünülüyor" dedi.
ORTADOĞU’NUN TARİHSEL GEÇMİŞİ VE BUGÜN
İran'da eski jenerasyon liderlerin hemen hemen tamamının öldürüldüğünü kaydeden Sobati son olarak şunları söyledi: "Umarım İran’da yeni nesil liderler, ülkedeki 'azınlıklar' ve etnik gruplarla, ya da onların deyimiyle milletlerle daha fazla diyalog kurma yoluna gider. Ancak mevcut durum buna işaret etmiyor. Nitekim Federe Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırları içinde yer alan Kürt grupların lojistik noktalarına yönelik saldırılar, İran devletinin Kürtlerle diyalog kurmaya ya da onlara daha fazla hak ve tanınma sağlamaya yöneldiğini göstermiyor. Kanada’daki gibi daha kapsayıcı bir modele doğru ilerleme ihtimali de şu an için zayıf görünüyor. Aksine, İran’ın Kürt gruplarla ilişkilerinin daha da sertleşmesi muhtemel. Çünkü devlet, varlığının tehdit altında olduğunu düşünüyor. Bu nedenle kendini korumak adına sınır ötesindeki Kürt gruplara yönelik gözetim, müdahale ve askeri baskıyı artırabilir. Bu yaklaşımın arkasında, bu grupların ABD veya İsrail gibi aktörler tarafından kullanılarak İran’a karşı kara gücü oluşturabileceği yönündeki bir algı yatıyor. Yani İran yönetimi, bu ihtimali bir güvenlik tehdidi olarak görüyor ve buna göre hareket ediyor. Burada kendimin ne istediğinden bahsetmiyorum. Avrupa’daki gibi bir ülkeden başka bir ülkeye güven içerisinde mutlu bir şekilde vizesiz geçme hayallerinden bahsetmiyorum. Ortadoğu tarihsel olarak da insanların hep böyle iç içe yaşadıkları kısmen adı konulmayan özerk bir yerdi. Halklar da burada özerk gibi yaşadılar. Ama bugünün 'mühendisleri'nin dizayn ettiği düzende Ortadoğu’da herkes herkesi öldürüyor. Bildiğim kadarıyla soğuk savaş süreci boyunca da Ortadoğu hiç bu kadar kötü bir süreç yaşamamıştı. Şuan neredeyse her ülke bir diğerine saldırı içerisinde. Tüm bölge bir yangın yeri. İsrail’in askeri, bölgesel politikalarına bakıldığında durum daha da kötüleşecek gibi duruyor."
İRAN MEDYASININ SAVAŞI İŞLEME BİÇİMİ
Uluslararası medya ile İran medyasının savaşı aktarma biçimine de değinen Sobati, İran medyasının İran’ı abartılı bir şekilde sunduğunu, uluslararası medyanın ise İran’ı saldırgan olarak gösterip savaşı meşrulaştırmaya çalıştığını söyledi.
MA / Ceylan Şahinli – Hîvda Çelebi