‘Çevre savaşları da askeri savaşlar kadar ciddi tehdit oluşturuyor’
HATAY - 26’ncı Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali kapsamında düzenlenen panelde, çevre savaşlarının da askeri savaşlar kadar ciddi bir tehdit oluşturduğu vurgulandı.
Hatay’ın Samandağ ilçesinde düzenlenen 26’ncı Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali kapsamında Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği ile Samandağ Kalkındırma Derneği öncülüğünde bir otelde "Ortadoğu, savaş ve ekolojik etkileri" başlıklı bir panel düzenlendi.
Salona "Doğayı, hafızayı, yaşamı savunuyoruz; 26. yılda yine omuz omuzayız!" pankartı asıldı.
Moderatörlüğünü avukat Mehmet Horuş’un üstlendiği panele; Lübnan Sendikalar Konfederasyonu üyesi Castro Abdallah, Mezopotamya Ekoloji Hareketi üyesi Erdoğan Ödük ve Federe Kürdistan Bölgesi’nden Ekofeminist Halwest Karim konuşmacı olarak katıldı. Hama Valiliği tarafından yurt dışına çıkışı engellenen araştırmacı-yazar Ahmed Eddürzi ise panele sesli mesaj gönderdi.
'EKOLOJİK BARIŞ MÜCADELESİ ŞART'
Panelde ilk sözü alan Ekofeminist Halwest Karim, ekolojik yıkımın münferit bir olay olmadığını, ataerkil, sömürgecilik, kapitalizm ve militarizmle doğrudan bağlantılı bir tahakküm sistemi olduğunu belirtti. Hakiki bir barışın ancak ekolojik şartların iyileştirilmesiyle mümkün olacağını vurgulayan Halwest Karim, "Ekolojik barış, sadece savaşın sona ermesinden ibaret değildir. Yaşamın gelişmesini ve çeşitlenmesini sağlayan toplumsal ve ekolojik koşulların varlığıdır. Nehirlerin, ormanların ve tarımsal alanların onarılması, yerel toplulukların ile kadınların ekolojik bilgisi ve liderliğinin merkeze alınması gerekir" dedi.
'ÇEVRE SAVAŞLARI ASKERİ SAVAŞLAR KADAR TEHLİKELİ'
Hama’dan gönderdiği sesli mesajla katılan araştırmacı-yazar Ahmed Eddürzi, Suriye’de yaşanan orman yangınlarının ve insansız hava araçlarının iklime zarar verdiğini belirtti. Savaşlarda kullanılan ağır metallerin ve seyreltilmiş uranyumun nesiller boyu süren ekolojik tahribat yarattığını belirten Eddürzi, "Çevreye yönelik bu saldırılar savaşın bir biçimidir. Muhtemeldir ki Suriye'den sonra Türkiye'yi dolaşarak bu yolla hakimiyet kurma hedeflerini gerçekleştirmeye çalışacaklardır. Dolayısıyla çevre savaşlarını da askeri savaşlar kadar ciddiye almak zorundayız" ifadelerini kullandı.
SOSYAL ADALET OLMADAN İKLİM ADALETİ OLMAZ
Lübnan halkının savaş ve çevre yıkımının ağır bedellerini ödediğini ifade eden Castro Abdallah ise işgal ve bombardıman koşullarında sürdürülebilir bir yaşamın kurulamayacağını söyledi. Ormanların ve tarlaların yok edilmesinin doğrudan bir insan hakları meselesi olduğunu vurgulayan Abdallah, "İklim adaletinin sosyal adalet olmadan gerçekleşemeyeceğine inanıyoruz. Yeşil ve sürdürülebilir bir ekonomi; işçi haklarının korunmasına, insana yaraşır ücretlerin güvence altına alınmasına ve kamusal kaynakların yağmalanmasının önüne geçilmesine dayanmalıdır" diye konuştu.
'GÜVENLİK ADIN ALTINDA EKOKIRIM YAPILIYOR'
Savaşın Ortadoğu ve Kürdistan coğrafyasındaki ekolojik yıkımına dikkat çeken Mezopotamya Ekoloji Hareketi Üyesi Erdoğan Ödük, Şirnex, Êlîh ve Bêdlîs gibi kentlerde özel savaş politikaları ve "güvenlik bölgesi" adı altında orman kıyımları ve doğa talanı yapıldığını belirtti. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ardından bölgede uluslararası şirketler eliyle yürütülen madencilik ve sermaye saldırılarına değinen Ödük, "Bu düşmanlık sadece insana dönük bir düşmanlık değil. İnsan göçünün ötesinde hayvanlar da göç etmeye başladı. Kürdistan’ın 4 parçasına baktığımızda nasıl sistematik bir ekokırım politikası uygulandığını görebiliyoruz. Bir barış inşa edilecekse bunu doğadan bağımsız düşünemeyiz" ifadelerini kullandı.
Panel, katılımcıların sorularının yanıtlandığı soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.