'Yasayı da mı Kandil çıkarsın?'

Paylaş:
HABER MERKEZİ - Süreçle ilgili siyasi ve yasal adımların atılmamasına dikkat çeken Remzi Kartal, “Dönüşle ilgili, partiyle ilgili, her şeyle ilgili, siyasal, demokratik, toplumsal yaşama dönüş ile ilgili ne lazım? Yasa. Yasayı kim çıkaracak? Kandil değil, Başkan Apo değil. Yasayı çıkaracak olan AKP” dedi.
 
Kongra Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair Yeni Yaşam Gazetesi’ne konuştu. Gazete söyleyişiyi “Yasayı da mı Kandil çıkarsın?” başlığıyla manşetine taşıdı.  
 
Hukuki adımların atılmaması ve sürecin bu nedenle tıkandığına dair iddialara, sürecin bulunduğu aşamaya dikkat çeken Kartal, “Öncelikle, yasal, hukuki adımların atılmasını gerektiriyor. Çünkü şu ana kadar Önder Apo gerçekten çok büyük bir tarihi sorumlulukla bu süreci geliştirmek; devlet aklının korkularını yenebilmesi için Türkiye kamuoyuna, iktidara, muhalefete ve bütün taraflara gerekli güveni verebilmek için çok önemli adımlar attı. Artık hem Önder Apo’nun hem halkımızın ve genel kamuoyunun beklentisi, bu konuda devletin hukuki, yasal adımları atması. Sürecin gelişebilmesi için yasal zeminin yaratılması gerekiyor. Mesela deniyor ki; ‘PKK silah bıraksın. Gerillalar Türkiye’ye gelsin.’ Nasıl gelecek? ‘Gelsinler, biz sonra kanun çıkaracağız.’ Bunun hiçbir mantığı yok” dedi. 
 
‘SÖZ VERME İLE YÜRÜMEZ’ 
 
Sürecin söz verme üzerinden gelişecek bir süreç olmadığını ifade eden Kartal, “Kürt sorunu çok köklü bir sorun; devletin yüz yıllık sorunu. Devletin bu konuda çok acımasızca bastırdığı, cezalandırdığı, ortadan kaldırmak istediği bir siyasi mücadelede sadece bir söze kanaat getirilip geri dönülmesi, adım atılması mümkün olmaz. Onun için Kürt sorunu denilince konu yasal statüdür; yasal, hukuki adımlardır. Bu konuda artık söz bitti; sözle ilgili gerekeni Önder Apo söyledi ve pratik olarak da gerekli adımları attı. Gelinen aşama, hukuki somut adımların atılmasıdır. Zaten hem Önder Apo bunu ifade etti ve “Hukuk olmadan olmaz” dedi hem de Sayın Murat Karayılan bunu söyledi. O bakımdan yapılması gereken, parlamentonun tatile girmesinden önce bu konuda gerekli altyapının sağlanması ve yasal adımların atılmasıdır” diye konuştu. 
 
‘ENGEL AKP HÜKÜMETİ’ 
 
Var olan ve uygulanmayan yasaların uygulanması ile güven yaratılabileceğine işaret eden Kartal, “AİHM kararlarının, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasının önünde bir engel yok. Engel, AKP hükümeti. Bu konuda güven yaratabilmek için adım atabilirdi; bugüne kadar hiçbir adım atmadı. Aynı şekilde bu süreci geliştiren, bu tarihi fırsatı Türkiye halkları için yaratan Önder Apo’nun çalışma koşulları sorunu var; bu durum hep dile getirildi. Basında Önder Apo’ya yönelik çok yoğun bir karşı kampanya yürütülüyor ve buna karşı Önder Apo’nun kendisini ifade etme, cevap verme koşulları yok. Çalışma koşullarının oluşturulması, statüsünün belirlenmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı. 
 
STATÜ NEDİR? 
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik statü tartışmalarına da değinen Kartal, “Statü şudur; Önder Apo bu süreci geliştiriyor. ‘Ben bu süreçte çalışıyorum, çalışmak istiyorum’ dedi. ‘Karşı tarafın siyasi iradesi, Cumhurbaşkanı ve siyasi partiler benim bu süreçte çalışmamı istiyorlar mı? Benim bu süreçteki çalışmama bir itirazları var mı? Bu sürecin gelişmesine rol oynamam için yaklaşımları nedir? Bu konuda bir karar vermeliler’ dedi. ‘Eğer bu sürecin gelişmesini istiyorlarsa o zaman benim çalışma koşullarımın yaratılması gerekiyor. Dışarıyla ilişki kurmaktır; basınla, gazetecilerle, akademisyenlerle görüşmesidir. Başkan Apo’nun düşüncelerini kamuoyunun bilmesi, bu süreci etkili bir şekilde geliştirir. Bunun olabilmesi için de umut hakkının, AİHM’in aldığı karar çerçevesinde uygulanması gerekir” diye belirtti. 
 
İKİRCİKLİ BİR DURUM VAR
 
Kartal, pek çok konuya açıklık getirdiği söyleyişinin dikkat çeken kısımları şöyle: “Şüphesiz… Önder Apo’nun koşullarının kabulü, aynı zamanda Kürt sorununun kabulüdür. Bugüne kadar isyan olarak ele alınan bir konu, şu anda çözüm eksenli olarak Kürt sorununun kabulü ve dolayısıyla çözüm sürecidir. Bu sürecin geliştirilmesi konusunda Önder Apo’ya bir statünün verilmesidir. PKK ile ilgili yasanın çıkarılması, ülkeye ve Türkiye’ye dönüş, PKK’nin silahlarını bırakarak ülkeye gelmesi, bununla ilgili yasal adımların atılması hepsi birbiriyle bağlantılıdır. Şimdi Önder Apo ile ilgili böyle ikircikli bir durum var.
 
YAKLAŞIMIN ÖLÇÜSÜ OLACAKTIR 
 
Orada bir ev yapılmış ama ev neyin evidir? Cezaevi midir? Ev midir? Özgür müdür? Serbest ev midir? Neyin nesidir belli değil. O evin statüsü belli değil. Önder Apo diyor ki: ‘Eğer burası cezaevi ise ben yerimdeyim. Ben ne olduğumu biliyorum. İsyan eden bir hareketin lideriyim. Burada siyasi olarak bulunuyorum, yerim cezaevi.’ Ama yok eğer bu çözümse, bu siyasi, demokratik bir süreçse; bu barış ve demokratik toplum yaratma süreci ise o zaman herkesten önce Kürt sorununun çözümüdür, silahların bırakılmasıdır, gerillanın gelmesidir, demokratik toplumsal yaşama katılmasıdır. Bütün bunların hepsi için önce muhatap olan, baş müzakereci olan, süreci geliştiren kişi olarak onun koşullarının netleşmesi gerekiyor. Statü budur. Başkan Apo’nun durumu nedir? Bu konuda devletin yaklaşımı, sürece ve Kürt sorununun çözümüne yönelik yaklaşımının ölçüsü olacaktır.
 
BAŞINDAN BERİ NASIL BİR TUTUM VARDI? 
 
Özellikle iktidar eksenli basını ele aldığımızda; bırakın toplumsal alanı oluşturmayı, kamuoyunu bu konuda bilgilendirmeyi, Barış ve Demokratik Toplum sürecine yönelik güven oluşması temelinde pozitif anlamda bir isteği, bir çalışması, bir planlaması olmasını, tam tersine negatif yönde bir rol ve misyon biçmiş ve bunu işliyor. Basın ne diyor kamuoyuna: ‘PKK silah bırakmadı ki yasalar çıksın. Yasaların çıkması için PKK’nin silah bırakması gerekir.’ Ama böyle bir şey yok. Başından itibaren hem Önder Apo ile yürütülen tartışmalarda hem de özgürlük hareketinin ilgili yetkililerinin bütün açıklamalarında ‘Biz silah bırakacağız, geleceğiz, ondan sonra yasalar çıksın’ şeklinde bir tutum yok. Tam tersine böyle bir şeyin mümkün olmadığını, olamayacağını; bunun hiçbir mantıki, siyasi karşılığının olmadığını ifade ediyorlar.
 
AKP HAZIR DEĞİL
 
Demek ki AKP ve iktidar bu konuda gerçekten; gerillanın gelmesi ve toplumsal yaşama katılması konusunda hazır değil. Şimdi kendileri hazır olmayınca, bunu istemeyince tabi ki yasal adımlar da hazırlıklar da zamana yayılıyor. Yakın zamanda ‘Bayram sonrası’ dediler, ‘Nisan ayı’ dediler; yasal çalışmalarla ilgili somut adımlar atılacaktı, olmadı. Son görüşmelerde bunların Meclis gündemine getirilmesi gerekiyordu. Önder Apo’nun tutumu netti: ‘Yasal hazırlıklar gelmeli, biz tartışmalıyız. Ben arkadaşlarımla da paylaşmalıyım; bu olmazsa biz bu konuda, bu süreçte yokuz. Bize rağmen bir yasal hazırlık yapılırsa gerillanın bu temelde silah bırakma ve sürece katılma gibi bir durumu olmaz.’ Açık ve net söylemişti.
 
TAMAMEN GERÇEK DIŞI
 
Şimdi başından itibaren; bazı tünellerin boşaltılması, bazı alanlardan gerillanın çekilmesi gibi teknik konularda görevlendirilen teknik komisyon, özgürlük hareketi ve devletin ilgili görevlileri arasında ortak yürütülen bir çalışma var. Bunun ötesinde; Kandil’de, işte devlet grupları arasında ilişki, diyalog falan gibi söylemlerin şu anda basında bir biçimde işlenmesini çok isabetli bulmuyorum. Şu anda AKP basınının dile getirdiği konular gerçekten sürecin gelişmesine hizmet edecek, barış yaklaşımını Türkiye kamuoyuna yayacak ve sürece destek yaratacak bir çalışma değil. Tam tersine süreci manipüle eden, sanki ‘Gerilla, hareket söz vermiş, silah bırakacak ve ondan sonra yasa çıkaracakmış’ gibi yaklaşımlar veya ‘Bugüne kadar silah bırakılmadı, silah bırakmayı durdurdular, PKK vazgeçti,’ şeklinde adeta süreci tıkatan PKK’dir, harekettir gibi yaklaşımlar tamamen gerçek dışı, doğru olmayan yaklaşımlardır.
 
AKP BASINI YÖNLENDİRİYOR 
 
Basın bunu kendi başına söylemiyor. AKP yönetimi bu temelde basını yönlendiriyor. Onun için sorun şu anda AKP yönetiminin bu süreçte gerçekten sürecin gelişmesi konusundaki yaklaşımıdır. Süreci tıkayan ve güvensizlik yaratan budur. Bu konuda AKP zaman yitirmeden, topu çevirmeden gerekli yasal adımları atmalıdır. Kamuoyunun, herkesin beklentisi, başta da Önder Apo’nun, hareketin ve halkımızın da beklentisi budur.
 
BAHÇELİ ÖNEMLİ ROL OYNUYOR
 
Biz arka planda ne var bilemeyiz. Ama kamuoyuna yansıyan boyutuyla Bahçeli önemli bir rol oynuyor. Artık sürecin böyle gidemeyeceğini, bunun Türkiye’nin çıkarına olmadığını görerek; küresel ve bölgesel gelişmeler çerçevesinde Türkiye’nin kendi iç meselesini hallederek elini güçlendirmesi ve başta Kürt sorununu çözerek iç barışla birlikte bölgede önemli, tarihi bir gelişmenin öncülüğünü yapması gerektiğini gören bir devlet adamı yaklaşımıyla sürece yaklaşıyor. Bu yönüyle önemlidir. Türkiye’nin geleceği, barış ve demokratik toplum sürecinin gelişmesi açısından önemli bir misyon oynuyor.
 
‘ROL’ PAYLAŞIMI OLABİLİR Mİ?
 
Umuyoruz ve diliyoruz ki bu bir rol paylaşımı değildir. Bu, AKP ve MHP’nin birlikte yürüttüğü bir süreçtir. Bahçeli’nin de bugüne kadar söylediklerinin havada kalmaması; sözün anlamlı, değerli bir şekilde yerini bulması için uygulama konusunda tutum takınması gerekiyor. Sadece mesaj yetmiyor. AKP tarafında bir problem varsa bunun uygulanması konusunda tutum alınması gerekiyor. Bahçeli’den beklenen artık budur. Çünkü Bahçeli’nin bu konuda tutum takınması halinde Erdoğan’ın ve AKP’nin adım atmak durumunda kalacağı biliniyor. Bahçeli’ye rağmen AKP hükümetinin hem seçimlere yönelik hem de süreçle ilgili bir karar vermesi ve tutum içinde olması mümkün değil.
 
ÇOK RİSKLİ BİR TABLO YARATIR
 
Zamana yayan, nereye gideceği belli olmayan bir politika sürekli bir risk oluşturacaktır. Çünkü sadece Türkiye’nin içinde değil, dışarıda da bazı dinamikler Türkiye’deki barış sürecine karşıdır. Türkiye’nin bu meseleyi kendi iradesiyle, demokratik bir şekilde çözmesini ve bu temelde bölgesel yeniden yapılanmada güçlü bir konuma gelmesini istemeyen güçler var. Hem içeride hem dışarıda sürece yönelik provokatif gelişmeler olabilir. Bu açıdan süreci zamana yayan, zaman kazanmak isteyen politikalar; hiç hesapta olmayan bölgesel ve uluslararası provokasyonlarla karşılaşabilir. Bu, Türkiye halkları açısından, başta da Türk ve Kürt halkı açısından çok riskli bir tablo yaratır. Bu konuda herkesin sorumlu davranması gerekir…
 
BAHÇELİ’NİN KOORDİNATÖR ÇIKIŞI
 
Daha önce de Başkan Apo, dışarıda yürütülen çalışmalar açısından kendisine muhatap olacak bir koordinasyon oluşması gerektiğini söylemişti. Dışarıda ilgili yerlerle görüşecek, ilgili yerlere yanıt verecek, dışarıda bu işi yürütecek birilerinin olması gerekiyordu. Şimdi bu konu da Başkan Apo’nun statü talebiyle birlikte ifade ediliyor. Bütün bunları görerek, değerlendirerek Devlet Bahçeli’nin formüle ettiği ‘Barış ve siyasal sürecin koordinatörlüğü’ doğru bir değerlendirmedir. Barış ve siyasal sürecin gelişmesi için Başkan Apo’nun çalışma koşullarının yaratılmasıdır. Bunu yapabilmesi için de bunun yasal zemininin oluşturulması gerekiyor. Bu açıdan da tespit doğrudur. Başkan Apo’nun siyasi barışçıl sürecin koordinatörlüğünü yapması halinde süreç hızla gelişecektir. Çünkü kamuoyuna yansıyacaktır; Başkan Apo’nun mesajı, değerlendirmeleri basın yoluyla, sivil toplum yoluyla, akademisyenler yoluyla kamuoyuna ulaşacaktır. Başkan Apo ne düşünüyor? Türkiye’yi nasıl değerlendiriyor? Bölgeyi nasıl değerlendiriyor? Dünyayı nasıl değerlendiriyor? Barış ve demokratik toplum sürecinden ne anlıyor? Bu kamuoyu, toplumsal dediğimiz alanda ciddi bir yetersizlik var.
 
AKP YARATMIYOR
 
AKP yaratmıyor, istemiyor. AKP’ye bağlı basın ise negatif bir rol oynuyor; toplumun kafasını karıştırıyor. Mesela bunun en somut örneği olarak diyor ki: Silahlar bırakılmadı, PKK karar değiştirdi, PKK farklı şeyler yapıyor, silah bırakmıyor. Evet. Sayın Karayılan çok açık, net bir şekilde söyledi: “Bölgede her taraf savaş. Kimin saldıracağı belli değil. Biz kendimizi korumak için hazırlık yapmak zorundayız. ‘Yasa çıksın, bütün güç gelmeye hazır’ diyoruz. Yasa çıkmıyorsa, uzatılıyorsa o zaman başka hesaplar var. Biz kendi güvenliğimizi almak zorundayız.” Bu sadece Türkiye değil; Türkiye dışında başka güçler de bu saldırıları yaparak süreci provoke etmek istiyor.
 
YASAYI KANDİL Mİ ÇIKARSIN? 
 
Görüşmeler yapılmadan, arkadaşları bu konuda ne yapmaları gerektiği konusunda ikna olmadan nasıl adım atacaklar? Böyle basit bir şey değil ki. Dağda, yaşamını, bütün ömrünü bu mücadeleye adamış binlerce gerilla var. Bu açıdan da bu trafiğin olması doğaldır. İkincisi, bu tarafın daha etkili, güçlü bir şekilde geliştirilmesi ve bu konuda yasal adımlar atılması gerekiyor. Yani AKP medyasında söylenen “trafik var, işte telefon var, bilmem gidiş gelişler var” gibi ifadeler aslında kafa karıştırmak için yapılan şeylerdir, iyi niyetli değil. Önder Apo’da da harekette de bir karışıklık yok. Karar alınmış. Dönüşle ilgili, partiyle ilgili, her şeyle ilgili, siyasal, demokratik, toplumsal yaşama dönüş ile ilgili ne lazım? Yasa. Yasayı kim çıkaracak? Kandil değil, Başkan Apo değil. Yasayı çıkaracak olan AKP ve tartışılması gereken; yasal çalışmaların niçin olmadığı sorusudur.
 
BÜYÜK BİR ÇABA VAR 
 
Şüphesiz ki yeni sürecin zamana yayılması ve yasal adımların atılmaması, gerçekten geleceğe yönelik ciddi riskler yaratabilir. Bu konuda Önder Apo’nun, hareketin ve özgürlük hareketi adına yetkili arkadaşların yaptığı açıklamalar çok açık, nettir; bu sürecin heba edilmemesi konusunda büyük bir çaba vardır. Aynı şekilde, süreci tehlikeye atacak provokasyonlar da gündemdedir.”