Bölgedeki dengeleri sarsabilecek hamle: Lübnan dosyası DOSYA

Paylaş:

HABER MERKEZİ - ABD ve İsrail'in Lübnan'daki Hizbullah etkisini kırmak için Şam'ı kullanma planı, hem Lübnan dengelerini hem de HTŞ iç yapısını doğrudan sarsabilecek bir hamle. Şam'ın tutumu HTŞ içindeki bölünmeleri tetikleyebilir ve yeni bir çatışma ortamı ortaya çıkarabilir.

Ortadoğu coğrafyası uzun bir zamandır çoklu krizlerin iç içe geçtiği bir yer konumunda. Son dönemde yaşanan gelişmeler, bölgenin sadece askeri değil, diplomatik ve istihbarat düzeyinde de yeniden şekillendirilmek istendiğine işaret ediyor. Bölgede üzerinden en çok hesap yapılan ülkelerin başında ise Suriye geliyor. 
 
2024 yılının sonlarına doğru El Kaide uzantılı HTŞ’nin Baas rejimini düşürmesinin ardında ülkedeki ekonomik, güvenlik ve toplumsal kriz daha da derinleşti. Bu krizlerin yeni bir askeri müdahaleyle daha da derinleşmesi bekleniyor. Bölgede son 3 aydır Lübnan Hizbullahı'na yönelik müdahale gündemde. 
 
HİZBULLAH'A YÖNELİK MÜDAHALE 
 
ABD Başkanı Donald Trump, Haziran ayında verdiği bir demeçte kullandığı "Hizbullah'a karşı daha hassas bir saldırı görmek isterim. Biz de buna yardımcı olabiliriz veya Suriye'yi önerebiliriz. Çok iyi bir liderleri var ve o da yardım etmekten memnuniyet duyar" ifadelerle bu durumu açıktan dillendirmişti. ABD'nin yanı sıra İsrail de Suriye’nin bu planının bir parçası olmasını istiyor. İsrail, Hizbullah'a karşı karadan bir saldırı için baskılarını sürdürüyor. 
 
Ahmed eş-Şara her ne kadar Lübnan’a yönelik herhangi bir savaşa girmeyeceklerini ifade etse de ABD ve İsrail'in baskılarına ne kadar dayanabileceği bilinmiyor. Ankara'daki NATO zirvesi sırasında Trump ile özel bir görüşme gerçekleştiren Şara'nın tutumunun önümüzdeki günlerde yaşanabilecek gelişmelere göre değişiklik gösterebileceği söylenebilir. 
 
ANLAŞMA SALDIRILARI DURDURMADI
 
Hizbullah'a yönelik askeri seçenekte sahadaki gelişmeler de etkili oluyor. Bu noktadaki en büyük faktör, sık sık dumura uğrayan ABD-İran arasındaki görüşmeler görülüyor. ABD-İran arasındaki görüşmeler yeniden başlarken, İsrail de Hizbullah'a karşı askeri operasyonları engelleyeceği endişesiyle elini hızlı tutmaya çalışıyor. İsrail, Mart ayı itibariyle güney Lübnan’a kara saldırısı başlatarak, Litani Nehri’ne kadar ilerledi ve stratejik bir bölge olan Beaufort Kalesi’ni kontrolüne aldı. Söz konusu saldırılarda 4 bini aşkın sivilin hayatını kaybettiği belirtiliyor. Bu süreçte birçok ateşkes ve anlaşma denemesi oldu. En son Nisan ayında ABD arabuluculuğunda başlayan görüşmelerin sonucunda Washington'da İsrail ve Lübnan arasında çerçeve anlaşması imzalandı. 
 
Anlaşma, İsrail'i kontrolü altında tuttuğu bölgelerden çekilmeye zorlamıyor. Ayrıca İsrail'in "gerekli gördüğü takdirde" ülkedeki saldırılarına devam edeceğinin sinyalini veriyor. Keza anlaşma sonrası da İsrail'in güney Lübnan'a saldırıları devam etti. Anlaşmada önemli noktaların başında, Lübnan ordusunun "devlet dışı silahlı grupların (Hizbullah'a açıkça atıfta bulunularak) silahsızlandırılmasının doğrulanması şartıyla, tüm Lübnan toprakları üzerinde etkin egemen otoritesini yeniden tesis edeceği" vurgusu geliyor ve "sıralı bir süreçten" bahsediliyor. 
 
Hizbullah lideri Naim Kasım, Lübnan ve İsrail arasında Washington DC'de imzalanan çerçeve anlaşmasını reddederek, bunu Beyrut için "aşağılayıcı, utanç verici ve egemenliğin teslimi" olarak nitelendirdi. Hizbullah liderinin bu açıklamasına İsrail Savunma Bakanı Israel Katz'dan yanıt gecikmedi. Katz, İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyinde işgal ettiği "güvenlik" bölgesinde "uzun süreli bir kalışa" hazırlanmaları talimatı verdiklerini söyledi. 
 
ŞARA'NIN İZLEDİĞİ TAKTİKLER
 
Eş-Şara, söylem ve sahadaki gelişmelerin birbirine paralel yürümediği sahada her iki tarafı da dengelemek için farklı taktiklere başvuruyor; bir yandan söylemleriyle Türkiye’nin "endişelerini" gidermek isterken, arka perdede İsrail ve ABD'nin taleplerini uygulamakta. 
 
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'nin geçtiğimiz hafta yayınladığı raporuna göre, Suriye'nin son aylarda Lübnan sınırına büyük bir askeri teçhizat ve takviye gerçekleştirdi. Gözlemevi kaynaklarına göre, askeri yığılmalar özellikle El-Kusayr bölgesine bağlı ve Lübnan'ın Hermel ve Akkar bölgelerine komşu olan El-Nizariye, Hawik ve El-Fadhiliyah köylerinde yoğunlaştı. 
 
ABD-ŞAM İLİŞKİSİ: KONTROLLÜ ORTAKLIK
 
Esed rejiminin devrilmesi ve Şara'nın geçici cumhurbaşkanlığı pozisyonuna yükselmesi, Washington’un Suriye dosyasını yeniden tanımlamasına yol açtı. ABD, İran nüfuzunun gerilediği ve İsrail’in güvenlik kaygılarının arttığı bir dönemde Suriye’yi "bölgesel güvenlik mimarisinin" parçası ve İran karşıtı denklemin potansiyel unsuru olarak görmeye başladı. 
 
Tüm bu süreçte Şara, Washington'un yanı sıra Avrupa başkentlerinde birçok temasta bulundu. Suriye'ye yönelik yaptırımlar gevşetilirken, "yeniden inşa ve güvenlik işbirliği" başlıklarında kimi ilerlemeler kaydedildi. Ancak bu süreç tam bir "normalleşme" olduğunu ortaya koymuyor. Aksine kontrollü ve geri çekilebilir bir ortaklık olduğu, son diplomasi trafiğinde yapılan karşılıklı açıklamalarla görüldü. 
 
ABD açısından Şam, bu aşamada sınır güvenliği, DAİŞ karşıtı koalisyon ve İran lojistik hatlarının denetlenmesi için işlevsel bir aktör. Ancak Lübnan’da doğrudan askeri rol üstlenmesi, kapasite ve siyasi maliyetler nedeniyle gerçekçi görülmüyor. Buna rağmen ABD, Hizbullah’ı yalnızca İsrail hava saldırılarıyla sınırlı bir baskıdan çıkarıp, siyasi-askeri kuşatma altına almak istiyor. Bu kapsamda Lübnan devleti ve yeni Şam yönetimi, Hizbullah’ın hareket alanını daraltacak iki sütun olarak tasarlanıyor.
 
İSRAİL’İN POZİSYONU 
 
İsrail için "güvenlik" temel mesele. Ancak Suriye’nin Lübnan dosyasına daha fazla dahil olması, Tel Aviv açısından iki yönlü bir senaryo ortaya çıkarıyor. Birincisi, İran’ın lojistik hatlarının kesilmesi ve Hizbullah’ın Suriye üzerinden güç devşirme imkanlarının daralması. Diğeri ise, Lübnan dosyasına müdahil bir Suriye, yeni milis ağları ve kontrolü zor sahalar üretebilir. Söz konusu planın "güvenlik getirisi" İsrail için yüksek. Ancak İsrail, bu durumun siyasi ve sahadaki yan etkilerinin riskli olduğunun da farkında. Bu yüzden Şam’ın rolünü sınırlı, teknik ve güvenlik odaklı tutmak isteyecektir.
 
HTŞ İÇİNDEKİ CİHATÇI FRAKSİYONLAR 
 
Tüm bu denklemde HTŞ'nin yapısı da önemli bir yer tutuyor. HTŞ içinde klasik el-Kaide çizgisine yakın, daha yerelci-pragmatik ve Batı ile sınırlı temaslara açık kanatlar bir arada bulunuyor. Şara'nın yeni Şam rejimi üzerinden ABD ve AB ile kurduğu ilişki, bu fraksiyonlar arasındaki gerilimi artırmış durumda.
 
Şam’ın Lübnan’da Hizbullah’a karşı hareket etmesi, HTŞ içindeki gruplar açısından daha yoğun tepkiler üretebilir.
 
İdeolojik tepki: Radikal kanatlar, Hizbullah’ı "Şii rakip" olarak görse bile, ABD ve İsrail eksenli bir güvenlik mimarisinin parçası olmayı “cihadın yozlaşması” olarak okuyacaktır. Bu, Şara'ya karşı açık itiraz, hatta kopuş riskini büyütür.
 
Pragmatik kabulleniş: Pragmatik fraksiyonlar, Şam’ın Lübnan dosyasında sınırlı bir rol üstlenmesini, rejimin uluslararası meşruiyetini artıracak bir araç olarak görebilir. Ancak bu kabul, sahada doğrudan Hizbullah’la çatışma değil, daha çok sınır güvenliği ve lojistik hatların denetimiyle sınırlı kalmak isteyecektir.
 
Saha düzeyinde kırılma: HTŞ içindeki bazı grupların, Hizbullah’a karşı kullanılma senaryosu nedeniyle örgütten koparak daha radikal yapılara (örneğin el-Kaide artıkları veya IŞİD kalıntıları) yönelmesi ihtimali, Şam’ın iç güvenlik dengesini zayıflatabilir.
 
Kısacası HTŞ’nin Hizbullah karşıtı bir “vekâlet gücü”ne dönüştürülmesi, ideolojik ve örgütsel açıdan yüksek maliyetli. Şara bunu ancak dolaylı, güvenlik–lojistik düzeyde ve açık çatışmadan kaçınarak yönetmeye çalışacaktır. 
 
Şara, ABD ve AB ile temaslarında yaptırımların kaldırılması, yeniden inşa fonları ve enerji–altyapı yatırımlarını öne çıkarıyor. Şam’ı “sorumlu devlet” imajıyla pazarlamaya çalışıyor. Bunun yanı sıra DAİŞ karşıtı koalisyona katılma, sınır güvenliği ve İran hatlarının denetimi gibi başlıklar, Şara'nın batılı devletlere sunduğu “ortaklık paketinin” merkezinde.
 
Diğer yandan HTŞ’nin cihatçı kökleri ile devletleşme ve Batı ile işbirliği arayışı arasındaki gerilim, Şara'nın en zayıf halkası. Her yeni "normalleşme" adımı, örgüt içi muhalefeti ve olası bölünmeleri tetikliyor. 
 
OLASI SONUÇLAR 
 
Lübnan/Hizbullah dosyasında Şam’ın Hizbullah’a karşı kullanılması, Şam'ı İsrail-ABD güvenlik denklemine doğrudan bağlayacak. Bu da Suriye içindeki meşruiyet tartışmalarını derinleştirebilir.
 
Kürt dosyası da önemli etkilere sahip; Halep ve çevresindeki Kürt mahallelerine yönelik saldırılar, AB ile kurulan ilişkilerde “görmezden gelinen” bir insan hakları dosyası olarak duruyor. İlerleyen süreçte Şam'ın tutumuna göre bu durum da Şara'nın uluslararası imajını orta vadede zayıflatabilir.
 
Ancak önümüzdeki süreçte İsrail'in Suriye’nin güneyinde ve Lübnan sınırında güvenlik önceliklerini dayatmaya devam edeceği açık. ABD ise, Şam’ı bu güvenlik mimarisine daha fazla entegre etmeye çalışacak. Şara bir yandan bu baskıyı yönetirken, diğer yandan HTŞ içindeki radikal kanatları kontrol etmek zorunda kalacak.
 
Sonuç olarak ABD-Şam ilişkisi tam bir ittifaktan öte temkinli bir ortaklık durumunda. Şam’ın Hizbullah’a karşı kullanılma senaryosu, Lübnan dengelerini ve HTŞ iç yapısını doğrudan sarsabilecek bir hamle. Tam da bu nedenle, Suriye’nin ve Şara'nın geleceğini belirleyecek temel etkenler, sadece küresel güçlerin planları değil; HTŞ içindeki kırılmalar, Lübnan sahasındaki Hizbullah direnci ve İsrail’in güvenlik reflekslerinin kesiştiği dar, riskli bir koridor olacak. Aynı zamanda Türkiye’nin ikili politikası, HTŞ’nin çelişkili stratejisi ve ABD-İsrail-İran üçgenindeki baskılar, Suriye’yi kırılgan bir "ara aktör" rolüne sürüklüyor. Şara'nın geleceği, hem iç isyan riskini hem dış müdahale ihtimalini hem de ekonomik çöküş tehlikesini aynı anda yönetebilmesine bağlı.
 
Yarın: Hizbullah'a silah ve mühimmat taşınıyor
 
MA / E. Pejder Altan